Kendini Keşfet

21. Yüzyıl İnsanı: Nasıl biri? Neyi Farklı Yapıyor? – II. Bölüm

21. Yüzyıl İnsanı:  Nasıl biri? Neyi Farklı Yapıyor? – II. Bölüm

​ Bugün bilgiye ulaşmak, değişim yolculuklarına çıkmak, farklılık yaratmak için belli seviyede bilgi sahibi olmak mesele değildir artık. Mesele bu bilgilerden nasıl bir anlam çıkardığımızdır. 

Hatırlarsanız birinci bölümde 21. yüzyıl insanını değişik kılan özellikleri 3 ana başlık altında toplamış ve değişimin ilk özelliği olan kendini tanımaktan bahsetmiştim. Bu yazıda ise ikinci özelliğine yani öğretilmiş sistemleri ve bilgileri olduğu gibi kabul etmeyip sorgulayan yanına değineceğim. Son zamanlarda okuduğum Ellen J. Langer'ın "Mindfulness - Bilinçli Farkındalık (1)" kitabı, Japonların bir özelliğinden bahsediyor. Japonlar, büyük firmaların anaokulu çocuklarından ögrenmesi gereken çok şey olduğunu düşünürlermiş. Her ne kadar bazı toplumlarda bunun tam tersi savunulsa da ben de bu görüşe sonuna kadar katılıyorum.

Yetişkinlerden farklı olarak anaokulu çağındaki çocukların en belirgin özellikleri, aldıkları cevapla ikna olmayıp "ama neden" ya da "peki niye öyle" sorusunu bıkmadan sormalarıdır. Ve bu sorgulama kendisi kafasında bir anlam yaratana kadar devam eder.

İşte 21. yüzyıl insanının sahip olması gereken, Japon kültüründe de çoktan beri yer alan bu ikinci özellik tam da bu noktaya değiniyor. Aslında meraklı olmak daha önceki yüzyıllarda da karşımıza çıkmış bir olguydu. Albert Einstein'ın meşhur sözü "Hiçbir özel yeteneğim yok, sadece tutkulu bir meraklıyım", icatların merak olmadan başarılamayacağını anlatıyordu bize.

Ama 'duyduğun her şeyi olduğu gibi kabul etme, her seferinde sorgula ve kendin anlamlandır' kısmı, 21. yüzyılda tanıştığımız bir olgu. Çünkü bu yüzyılda artık pozitif bilim ve nöropsikoloji de kabul etmiştir ki, "tarafsız, yansız" bir gözlem yoktur"(2). Yani gerçek ya da öğretilmiş bilgi ona kattığımız anlamdan ibaret ve subjektiftir. 11 yaşından beri yazdığı günlükleriyle tanınan dünyaca ünlü yazar Anais Nin, bunu yıllar önce "olayları olduğu şekliyle değil de, olduğumuz şekliyle görürüz" sözüyle anlatmak istemiştir.

Peki neden sunulanı olduğu gibi kabul etmeyip sorgulamak?

Çok basit: Farklılığımızı ortaya koyacak kendi yorumumuzu geliştirebilmek için. Çünkü olduğu gibi kabul etmede size ait bir şey yoktur. İnsanın fark yaratacağı noktalardan biri de, herkes tarafından bilinen hakkında kendi yorumunu geliştirmesidir. Çünkü bugün bilgiye ulaşmak ve belli seviyede bilgi sahibi olmak mesele değildir artık. Mesele bu bilgilerden nasıl bir anlam çıkardığımızdır. Bugün pozitif bilimlerle uğraşan başarılı bir akademisyen de, çok tanınan bir müzik kompozitörü de ya da dünya çapındaki bir CEO da Amerika'yı yeniden keşfetmiyor aslında. Ortak özellikleri herkes tarafından bilinenin ötesine geçip farklı bir bakış açısı ya da yorum geliştirebilmeleri.

Peki nasıl yapacağız bunu?

Hayatı neden ve nasıl sorgulamalıyız?

Birincisi, hepimizin içinde doğuştan var olan ve çocukken sergilemekte gayet başarılı olduğumuz bu doğal yeteneğimizin tekrar ortaya çıkmasına izin vereceğiz. Ne olursa olsun, kim ne düşünürse düşünsün, sorgulamaktan ve "ama neden" demekten vazgeçmeyeceğiz. Bilinçlendikce beynimize yerleşen "fazla soru sormayayım, dikkat çekmeyeyim ya da gülünç duruma düşmeyeyim" gibi diğerleri odaklı düşünceleri bir kenara bırakıp, "benim anlamlandırabilmem için soru sormalıyım" düşüncesinde olmayız.

İkincisi, dünyada tek bir realiteden ziyade farklı dünya görüşlerinin olabileceği fikrine açık olmalıyız. Çünkü ancak açık olursak merak eder, sorgular ve yeni perspektifler elde edebiliriz. Ve portföyümüzde ne kadar farklı yorum ve perspektif olursa, kendi yorumumuzu geliştirmede de o kadar başarılı oluruz. Yeni bir renk yaratmak ancak farklı renklerin karışımı ile mümkün olmaz mı?

Kaynaklar:

  1. Mindfulness by Ellen J. Langer, 1989.
  2. Dancing at the Edge – Competence, Culture and Organization in the 21st Century by Maureen O'Hara and Graham Leicester, 2011
Yaşadığın İlden Farklı Bir Şehirde Üniversite Kaza...
21. Yüzyıl İnsanı: Nasıl biri? Neyi farklı yapıyor...