Yazılar

    Kabul ederek, https://binyaprak.com/ dışındaki bir üçüncü tarafça sağlanan bir hizmete erişeceksiniz.

    7 dakika okuma süresi (1346 kelime)

    Zamanın Ötesindeki Dehâ: Leonardo Da Vinci (3)

    Ölümünün üzerinden 500 yıl geçen, Rönesans döneminin insanlığa en büyük armağanı olan, zamanının çok ötesindeki deha Leonardo Da Vinci'nin Son Akşam Yemeği (The Last Supper) masasında kimlerle olmak isterdiniz?
    Haber-Grseli
    Ölümünün üzerinden 500 yıl geçen, Rönesans döneminin insanlığa en büyük armağanı olan, zamanının çok ötesindeki deha Leonardo Da Vinci'nin Son Akşam Yemeği (The Last Supper) masasında kimlerle olmak isterdiniz?

    Yeniliyor, yakılıyor, gömülüyor: Plasenta. Çağdaşları bebeklerin annelerinin menstürasyon kanından beslendiğine inandığı dönemde Da Vinci, plasentanın anatomisini ve işleyişini anlayıp çizimlerine yansıtmıştı. Dönemin Papası tarafından kadavra çalışmaları yasaklansa da merak duygusundan ödün vermeden çalışmalarına devam eden Da Vinci'nin Son Akşam Yemeği'nin, hayat felsefeleri ile yaşadıkları evrene farklılıklarıyla anlam katan insanlardaki yansımalarına birlikte göz atalım.

    The Last Supper

    İnci Kadribegiç: Gilbert ve Sullivan operalarına imza atan komedi metni yazarı W. S. Gilbert, yemek hakkında, "Önemli olan masanın üzerinde duranlardan ziyade sandalyelerin üzerinde oturanlandır." demiştir. Ölümünün üzerinden tam 500 yıl geçen Leonardo Da Vinci'nin Son Akşam Yemeği (The Last Supper) masasında kimlerle olmak isterdiniz?

    Bahadır Kaleağası – Paris Bosphorus Enstitüsü Başkanı

    Yakın ailem ve arkadaşlarım

    Burak Derkuş - Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Öğretim Üyesi

    Newton: 1687'de yayınladığı Principia Mathematica modern bilimin başlangıcı sayılır. 200.000 yıllık insanlık tarihinin bu dönemi itibariyle modern bilim yapılmaya başlandı. Son 50-100 yılda bilgisayar teknolojisi gelişti, uzaya uydular fırlatıldı, kuantum bilgisayarları geliştirildi. Modern bilimlerin miladı olan Newton aynı zamanda üniversitelerin kurucusu Platon ile iyi anlaşacaktır.

    Leonardo Da Vinci: Bu isimle büyüdüm ve bu isimle yaşlanıyorum. Daha önce Ankara'da sergilenen Da Vinci İcatları Sergisinden sonra Roma'da Leonardo Da Vinci Experience'ı ziyaret etme şansım olmuştu. Paraşüt, zırhlı tank, helikopter prototiplerinin yanı sıra beni daha çok ilgilendiren anatomi çizimleri (özellikle kafatası ve kas çizimleri) ve Vitruvius Adamı. Bu çizimlerin bir kısmı şu anda Elizabeth II (Şu anki Britanya Kraliçesi)'nin evi olan Windsor Castle'da muhafaza edilmektedir (maalesef gitme şansım olmadı). Bilim ve sanatın pek çok alanında epik çalışmaları olan Da Vinci, dünya tarihinin en büyük mucitlerindendir ve eşsiz hayal gücü ve bilgisiyle masanın başında yerini almalıdır. Sohbeti de olağanın dışında olacaktır.

    Alan Turing: Benim yaşadığım-yaşayacağım dönemin (1987-muhtemelen ~ 2060), yani 20. ve 21. yüzyılın en önemli keşiflerinden bir tanesi bilgisayar biliminin geliştirilmesidir. 1981'de IBM tarafından geliştirilen ilk PC ve bilgisayar biliminin temelini atan kişi ise Alan Turing'dir. Turing'in bu buluşu sayesinde artık postalarımız gün/hafta yerine saniyeler içerisinde gitmekte; bilimsel makalelerimiz 2 yıl yerine 1 ayda değerlendirilebilmekte; saniyeler içerisinde para transferleri yapabilmekteyiz ve internetten alışveriş yapabilmekteyiz. Tüm bunlar son 70 yılda yapılan çalışmalar neticesinde gerçekleşirken, temelleri ise 1912-1954 yılları arasında yaşayan Turing tarafından atıldı. Bu denli matematik zekası, öngörüsü, yaşadığı trajik olaylar (zehirlenmesi vb.) ilgimi çekmektedir.

    Shinya Yamanaka: Şu anda çalışma alanım olan organoidlerin temelini oluşturan uyarılmış pluripotent kök hücreleri (uPKH) 2007 yılında keşfedip 2012 yılında Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülünü alan, CiRA-Kyoto Üniveritesi/Japonya'da görev yapan bilim insanıdır. uPKH'leri keşfi sırasında yaşadığı tecrübeleri dinlemek isterdim.

    Dan Brown: Tüm kitaplarını bir solukta okuduğum, popüler yazar. Vatikan ve Paris başta olmak üzere pek çok ülke ve şehri gezme sebebim. Sistine Şapeli'nin kitapta (Melekler ve Şeytanlar) abartılı bir şekilde tasvir edildiği ve aslında o kadar da müthiş bir yer olmadığı (şahsi fikrimdir) konusunda kendisini ikna edebilirim.

    Allan Iverson: Allan Iverson, ilk e-mail adresime (90'lı yılların sonunda) ismini veren, o zamanlar NBA'in en iyi oyuncularındandı. Philedelphia 76'ers oyuncusuydu. Geceleri uykusuz kalma sebebimdi. Gerek yaşam tarzı ve karakteristik imajı, gerek olağanüstü basketbolu sebebiyle kendisiyle NBA, basketbol, Iverson-Bryant çekişmesi, 76'ers-Lakers çekişmeleri, Michael Jordan'a attığı fake ve daha pek çok konuda sohbet etmek isterdim.

    Kaan Kural: Kendisi bir basketbol yorumcusundan ötedir. Kişisel olarak tanışma fırsatı bulamamış olmakla birlikte tanıdığım en zeki insanlardandır. Müthiş bir hafızası, basketbol bilgisi ve kendine özgün gülüşü, anlatış tarzı vardır.

    Elvis Presley: İlgi alanım olan Rock'n Roll müziğin efsanelerinden biridir. Karizmatik, esprili ve müthiş bir ses..Pek çok şarkısı NBA traillerinde kullanıldığı göz önünde bulundurulduğunda Kaan Kural ve Allan Iverson yabancılık çekmeyecektir.

    John Lennon (The Beatles): Doktora sonrası çalışmalarım için İngiltere'ye giderken motivasyon kaynaklarımdan bir tanesiydi. Oxford, Cambridge, Londra bir yana, bir zamanlar The Beatles'ın The Abbey Road'daki Abbey Stüdyolarında şöhret kazandığı ve yaya geçidindeki ünlü pozları her zaman aklımın bir köşesindedir.

    Hayko Cepkin: Rock'n Coke 2006 Hayko Cepkin konserini 1 yıl boyunca hemen hemen her gün izlemiş, 3 kez Hayko Cepkin konserine gitmiş ve (şu anda kulağa çok hoş gelmiyor ama) yüzündeki boyayı sildiği mendili kapmış birisi olarak Hayko'ya olan sevgimi daha fazla anlatmama gerek yoktur. Kendisi ayrıca esprili, zeki ve renkli kişiliğe sahip bir insandır. Bir diğer kendine münhasır kişiliğe sahip olan J Lennon ile iyi geçinecektir.

    Nihat Sırdar: Her sabah ve akşam (Sivrisinek ile) şuanda Kafa Radyo'da program yapan radyocu ve aynı zamanda meddahçıdır. Yaklaşık 10 yıldır okula giderken ve okuldan dönüşte dinlediğim, zekasına, esprilerine hayran olduğum, hoş sohbetli kişiliktir. Hikayeleriyle birlikte masada olması gereken kişilerden bir tanesidir.

    Mustafa Kemal Atatürk: Anlatmak için 3 satır yetmez, anlamak ve hissetmek lazım. Ancak karizması, giyimi, konuşma tarzı, dehası, sanat/bilim/spor gibi pek çok alanda konuşabileceğiniz bir deha. Tüm bu özellikleri sayesinde listedeki herkesle konuşacak bir şeyleri vardır. İlk Türkçe geometri kitabının yazarıdır. Newton ile dahi konuşacak konuları vardır.

    Stj. Dr. M. Cem Müderrisoğlu – Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

    Bana yolladığın soruyu ne kadar özgün bulduğumu söyleyerek başlamalıyım. Bu soru ilk karşılaştığımda afalladığım ve "kemik bir soru" dediğim türden bir soru oldu. Aslında bu soru bana pediatrideki jürimi anımsattı. Bizim pediatri oldukça uğraştırıcı bir sınav yapar. Özellikle sözlü sınavda üç akademisyenden oluşan bir jürinin karşısında duran stajyer doktor epey terler. Bazen tıpkı senin gibi kemik sorular yöneltenler olur; birçok noktasını iyi bildiğin, farklı açılardan özümsediğini sandığın ama aslında beklenmedik bir yönüyle çıkan bir olguyu tarif edip şaşırtıcı bir yöne dikkat çekerler. İnsan o an zihnindekileri dile getirip sinapslarından açığa çıkanları yansıtmak istese de geri çekilip duraksar, bazen de heyecanına yenik düşüp bocalar.

    Ben de bu soruyu bana sorduğun zaman epey düşündüm; bugüne dek aklımda en çok kalan ve beni etkileyen isimleri zihnimin süzgecinden geçirdim. Sanırım nasıl bir noktaya varacağımı halen kestiremiyorum, çünkü bir ismi diğerine yeğlemek gibi bir durumla daha önce hiç karşılaşmamıştım. Hatta tüm kalbimle dilerim ki, hayat beni önüme konan isimler arasından birilerini öne taşımamı gerektirecek bir durumla sınamaz. Yine de, edebiyatçılarla dolu bir sofrada olmamın bana huzur vereceğini, en azından böyle bir sofraya oturmaya istekli olduğumu kabul etmeliyim: Carl Gustav Jung, Romain Rolland, Heinrich Böll, Henry Miller, Umberto Eco, Robert Musil, Max Brod, Elias Canetti aklıma ilk gelen isimler. Bir de, bana bu isimleri sevdiren ve Türkçenin en güzel örneklerini sunan değerli çevirmenlerle de bir yemek masasında olmak isterdim: Kâmuran Şipal, Şadan Karadeniz, Adnan Cemgil, Seçkin Selvi, Püren Özgören, Roza Hakmen aralarında olmayı dileyeceğim çevirmenler. Buradaki çevirmenlerin büyük bir kısmı hayatta, dolayısıyla bu hayalim -kuvvetli bir olasılık taşıdığına kani olmasam da- gerçek olabilir, kim bilir...

    Zeynep Oğuzman - ODTÜ'19 Psikoloji

    Yaşadığı dönemde astronomi, felsefe ve matematiğe yaptığı katkılar, mizojenik toplumsal yapıya rağmen İskenderiye'de büyük bir cesaretle ders vermesi hayranlık verici olan "İskenderiyeli Hypatia" listemin en başında yer buluyor. Onunla birlikte Dünya'nın ilk kadın Müslüman bilim insanı, usturlabın mucidi, olmasa gökyüzünün dilini belki de anlayacağımız "Meryem el-İcciye (Meryem Usturlabi)'siz" bir masa düşünülemezdi. Matematik, müzik, fasulyenin faydaları -ki bu bir şaka değil- ve kök iki "Pisagor" ile bolca konuşulabilir. "Alan Turing'in" çalışmalarıyla bugün yapay zeka, bilişsel bilim ve bilgisayar biliminin önemini bir kez daha anlayabiliyoruz. Sadece Fizik ilmine katkılarından değil; eksantrik kişiliği, etrafındaki aletlerin bozulmasının tesadüfü(!) ve 1/137 sayısının önemiyle "Wolfgang Ernst Pauili" de kendine yer buluyor. Sadece bir anlığına durup, hayal edelim: Kuantumu az evvel tartıştığımız bir insan, sonrasında kalkıp bongo çalıyor. Çünkü neden olmasın () ve bu kişi "Richard Feynman'dan" başkası olamaz. "Remziye Hisar", ilk Türk Kimyager, bir cumhuriyet kadını, Marie Curie'den kimya dersini Sorbonne'da alan ilk Türk. Fizikçi Feza Gürsey'in annesi. Kendisinin deneyimlerini dinlemek ilham verici ve yol gösterici bir deneyim olurdu.

    Babası Sigmund Freud'u O'ndan dinlemek isteyeceğim, psikolojiye yaklaşımı belki de babasının gölgesinde kalan, bunları ve daha fazlasını konuşmak için bu yemek masasında olması gereken bir diğer isim ise "Anna Freud". "Soren Kierkegaard" ile yaşamın anlamı (ya da anlamdaki anlamsızlığı), varoluşun getirdiği kaçınılmaz acıyı, ölüm ve hayatı tartışmak Son Akşam Yemeği'nin hakkını verebilecek bir eylem olurdu. Bununla birlikte hayata, insanlara ve insanlığa dair bakışını yazdığı kitaplardan hep çok beğendiğim Engin Geçtan'ı. Soren Kierkegaard ve Anna Freud ile yanyana oturtmaya çalışırdım ki ortaya enfes bir sohbet çıkardı.

    Oldukça çarpıcı gelen Barok akımının en önemli temsilcilerinden biri olan Caravaggio ile sanat, insanlar ve hayat hakkındaki görüşlerini dinlemek kendi adıma çok heyecan verici olur(du). Bilimden sanata; felsefeden müziğe konu ne olursa olsun ufuk açıcı ve hayranlık uyandıran yorumlarını duymak sadece Mustafa Kemal Atatürk ile mümkün, onunla heyecan verici olurdu. 

     

    Yorum

    Zaten Hesabınız Varsa Buradan Oturum Açın
    Henüz bir yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun

    Kabul ederek, https://binyaprak.com/ dışındaki bir üçüncü tarafça sağlanan bir hizmete erişeceksiniz.

    © 2020 BinYaprak. Tüm Hakları Saklıdır.
    Bir TurkishWIN girişimidir.